İnşaat Tedarik Dergisi

İnşaat – Yatırım – Proje – Ulaştırma – Mimarlık – Enerji – Maden – Şantiye

Çin’in Afrika’daki Varlığı ve Nijer Örneği

Bundan 25 yıl öncesine kadar Çin’in Sahra Altı Afrika’daki varlığı neredeyse hissedilmiyordu. 1990’larda başlatılan sanayileşme adımları sayesinde insan gücünü de kullanarak, Afrika’nın kaynaklarına bağımlı hale geldi.

İlk zamanlar ağırlık maden sektörüydü. Hemen ardından altyapı, ulaşım ve enerji projelerine yoğunlaşıldı. Boşluk yakaladıkça da savunma sanayine giriş yaptılar. Tarım en iyi bildikleri işlerden biri ve birçok kıta ülkesinde tarım arazileri satın aldı ve bunları ağırlıklı olarak kendi ülkelerine ihraç ettiler.

Son 10 yıldır ise, devlet destekli politikalar ile Afrika’nın teknoloji sektörüne ağırlık veriyorlar.

Çin için şirketlerin özel veya kamu kökenli olup olmamalarının hiçbir önemi yok. Kıtada hızlı yükselişlerinin en kritik noktası bu olup, bu saptamayı kendilerine örnek alarak strateji üreten ülkelerin sayısı nispeten çok azdır. 

Aslında Sahra Altı Afrika’da Çinli şirketler ikiye ayrılır. Doğruca Çin’in egemenliği için çalışanlar ve kazançlarını Batı sermayesinin fonlarında değerlendirenler olarak gruplandırılmalıdır.

Hiçbir açık kaynak veya sınıflandırılmış veride yöneticileri Asya ülkesinden gelmiş olmasına rağmen, hiçbir Çinli şirketin kazancını nereye transfer ettiği neredeyse hiç gösterilmez.

Herhangi bir ülke Çin’i bir rakip olarak görüp bu saptamayı yaptığında, hangi projelerde onlar ile nasıl yarışılacağını öngörmeleri de kolaylaşacaktır. Çünkü Çin ile yarıştaki en kritik nokta budur.

Ayrıca son 20 yıldır bilgisayar çipleri konusunda Amerikan teknolojisini her an geçmek üzere olduklarını açıklıyorlar. Ancak bugüne kadar bu alanda hiçbir zaman üstünlük sağlayamadılar. Ek olarak, füze ve silah konusunda da ABD’nin çok gerisindeler ve bunu da kendileri çok iyi biliyor.

Şu anda dört Afrika ülkesinin kâğıt parasında Çin propagandası yapılıyor ve birçok kıta ülkesine borç vererek onları geri ödemelerde sıkıştırarak genişleme politikaları üretiyorlar ve şimdilik bu konuda başarılılar.

Diğer yandan da kıta ülkelerinin Çin’e olan borçlarını ödeyebilmeleri için şu anda G7 ülkeleri büyük bir hazırlık içerisindeler ve bu önümüzdeki bir yıl içerisinde sistemli bir biçimde konuşulmaya başlanacaktır. Çünkü bu deneme 2005 yılında Rusya’nın da dahil olduğu G8 zirvesinde test edilmişti.

Eğer bu gelişme hayat bulur ise, Asya’nın iradeli insanlarını barındıran Çin’in Afrika üzerindeki etkisi, organize bir biçimde azalmaya başlayacaktır.

İşte, Çin’in strateji ve politikaları genel çerçevede bu doğrultuda olup, artık kıtada gerilemeye başlayacağının sinyalleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Etik Değerler

Neşeli siyah insanların yaşadığı Afrika, Avrupa’nın sömürgeci güçleri tarafından sürekli ezilmiş olmalarına rağmen; 2024 yılında kıtanın en önde gelen 300 yöneticisinin 256’sı yapılan bir ankette Batı sermayesine Çin’den çok daha fazla güvendiklerini belirttiler. Her ne kadar büyük acılar ve katliamlar yaşatmış olsalar da.

Bunun en önemli nedenlerinin başında, daha 1960’lar civarında Afrika devletleri bağımsızlıklarını kazanmadan çok önce, Avrupalılar yerel yöneticilere büyük yatırım yaptılar ve sabırla bu politikaları uyguladılar.

Çin’in yaklaşımı ise, cunta rejimleri de dahil iktidardaki tüm yönetimler ile rüşvet odaklı yaklaşımlar izleyerek ticari ilişkilerini geliştirmek olmuştur.

Onlar bu doğrultuda ilerlerken; Afrikalılara demokrasi, şeffaflık ve etik değerlerin önemi vurgulanmış ve günümüzde Çin bir kurtarıcı olarak değil tam tersi kan emici olarak görülmeye başlanmıştır.

Afrika Kalkınma Bankası’nın (AfDB) en büyük ortağı Nijerya olmasına rağmen, bu pay doğruca İngiltere’nin kontrolünde ve bu banka grubunun finanse ettiği projelerde Çinli şirketlerin dağıttığı rüşvetler nedeniyle, neredeyse standarda oturtulmuş bir şekilde; bu şirketlere birer yıl ihalelere girememe cezası veriliyor ve bir yılın sonunda tekrar ihalelere girmeye başlıyorlar.

Böylece Afrika’nın kamu yöneticilerine, Çinli şirketlerin etik değerlere uymadıkları hem daha kolay gösteriliyor hem de Batı’nın şeffaflık propagandası kabul görüyor.

Peki ya bu şeffaflık propagandasını kim yapıyor?

  • En başta Avrupa’da eğitim görmüş veya ticari kazançları Avrupa’ya bağlı olan iş insanlarına ve rüşvet alan politikacıların bizzat kendilerine yaptırtılmaktadır.

Şimdi buna bir örnek verelim!…

Bundan aylar önce kıtanın çok önemli bir ülkesinde Türk firması proje kazanıyor. Çinli bir şirketin yöneticisi, Afrikalı politikacıya “bu projeyi bize söz vermiştiniz” diyerek, sinirine hâkim olamıyor ve kamu görevlisine su dolu bardağı fırlatıyor.

Zaten bu iki ülke arasında kırılgan olan ilişki, daha da bozularak ilerleme eğilimine girmiş ve bu durum günümüzde de devam ediyor.

Etik değerler göreceli bir kavram olmasına rağmen, Batı sermayesi bunun propagandasını yaparak avantaj sağlıyor.

***

Çok kritik bir nokta!…

Sahra Altı Afrika’da çok sayıda kamu görevlisi, Çinliler üzerinden haksız kazanç sağlamalarına rağmen, cellatları olan Batı sermayesinin dayatması olan demokrasi anlayışına hizmet etmektedirler.

Nijer Örneği

Şimdi size Çin’in yatırımlarına bakış açısı üzerine Sahel’in çok değerli ülkesi Nijer ile yaşananlar bağlamında bazı belirgin konulardan söz etmek istiyorum. Çünkü, Çin’in Nijer’deki deneyimi öğretici bir örnek teşkil ediyor.

Çin, iktidara nasıl geldiklerine bakılmaksızın görevdeki her türlü hükümetle ilişki kurma yönündeki müdahaleci olmayan stratejisini uzun süredir sürdürüyor.

Mart 2025’te Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ve yan kuruluşlarında çalışan üç Çinli petrol yöneticisi, Nijer’den sınır dışı edildi. Bunun ana gerekçesi, rüşvet vererek ihmallerde bulunmaları ve kamu idaresini zarara uğratmaları olmuştur. Tüm bunlar izledikleri politikaların tam bir milliyetçilik olgusu üzerine kurulmuş olmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Ülkedeki askeri cunta, daha önce Niamey’deki Çin’e ait kritik bir otelin lisansını “ayrımcı uygulamalar ve idari ihlallerle” suçladıktan sonra feshetmişti.

Çin, başlangıçta anayasal yönetime hızlı bir dönüş çağrısında bulunmasına rağmen; demokratik olarak seçilmiş önceki Nijer hükümetiyle uzun süredir devam eden işbirlikçi ilişkisinden desteğini çektikten sonra bir anda Nijer cuntasının ana mali destekçisi oldu.

Hatta cuntaya 400 milyon dolarlık bir kurtarma paketi uzattı ve Afrika Birliği (AU) ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) tarafından cuntanın anayasa dışı olarak iktidarı ele geçirmesi nedeniyle uygulanan yaptırımları baltaladı.

Bu işlemsel yaklaşıma rağmen, Çin’in Nijer’deki anlaşmalarının çoğu kötüye gitti. Çünkü karşısında organize olmuş rakipler bulunuyordu. Hatta sırf bu durumları fark edemeyen birçok Çinli bürokrat görevlerinden alınmıştı.

Nijer’den Benin’e giden boru hattında büyük militan saldırıları oldu ve bu terör odakları, cunta ile ilişkilerin kesilmesini talep etti. Ancak Çin’in burada fark edemediği şey, cuntanın sadece bu boru hattı için militanlarla ortak çalıştığıdır.

Çünkü bu Sahel ülkesinde verilen rüşvetler karşılığında boru hattından geçen miktar, Çin lehine ileri seviyede manipüle edilmişti.

Ayrıca, vatandaşlara karşı giderek daha baskıcı hale geldiği düşünülen cunta ile algılanan yakın ilişkisi nedeniyle itibar kaybından da mustarip olmuştur.

Diğer yandan Çin yine stratejik bir hata yaparak silah satışlarını Nijer’den sonra, Burkina Faso ve Mali’deki diğer cuntalara genişletmeye çalıştı ve bunun sonucu olarak Sahel’in bu üç askeri hükümet, 2023 ve 2024’te en az 10 Çin silah sevkiyatı aldı. Hatta bazılarını maliyetinin altında vermişlerdi ve bu da askeri hükümetlerle bağlantılı insan hakları ihlallerini artırdı.

Ama şunu da eklemek gerekir!…

Afrika’daki siyasi istikrarsızlığın Çin devletine ait işletmeler için karmaşık bir çalışma ortamı yarattığını da asla göz ardı etmemeliyiz.

Çin dışındaki ülkelere uygulanmasa da Çinli şirketlerin Nijeryalıları eşit ücretle istihdam etmeleri gayri resmi olarak zorunlu hale getirildi. Hatta yöneticilerin Nijerli olması için de büyük baskı yapılmaktadır.

Ama ilginç bir biçimde diğer ülkelerin yatırımcılarına bu şart dayatılmamaktadır.

Peki ya bu gelişmelerden çıkartacağımız asıl sonuç ne olmalı?

Bir kere Çin, Batı eğitimi almış yöneticilere rüşvet vererek sadece maddiyata dayalı ilişki geliştirdi. Ama Nijer’in Avrupa ve hatta İran ile köklü ilişkisinin bulunduğu algılanamadı.

Diğer yandan da, Fransa ve ABD bu Sahel ülkesinden kovulmasına rağmen, şu anda ticari ilişkilerinin çok yoğun olması işte bu köklü etkileşimin sonucunda olmuştur.

Tüm bunların yanı sıra, Nijer ve benzeri ülkelerde devletler kendilerini güvence altına almak için içlerinde haksız kazanç sağlayan birçok bürokrata rağmen, bu Afrika ülkesinde milliyetçi kadrolar iş başına getirilerek, köklü geçmişleri bulunmayan Çin gibi ülkelerin sömürüsünden kendilerini koruyabilmek adına Çin ve benzer yabancı yatırımcılara engeller yaratılmaktadır.

***

Eğer her şeyi özetleyecek olursak!

Yukarıda belirttiğimiz gibi. Çin’in politikaları ve karşılığında yaşadığı sorunlar, diğer ülkelerin strateji ve yatırım politikalarına yön verme etkisine sahiptir.

Vedat ÖZKAN

Yazar, Araştırmacı ve Öngörü Uzmanı

Yazar Vedat ÖZKAN‘ın Önceki Yazıları

 
Afrika Yatırım Stratejisi Okumak İçin


Afrı̇ka’da İş Bağlamak İçı̇n Kullanılan Klası̇k Yöntemler Tarı̇he Karışıyor!… Okumak İçin



Nijerya Yatırımları ve Türkiye Denklemi Okumak İçin

Afrika’daki Masun Yağışların Bilinmeyenleri! Okumak İçin 

Vietnam ve Filipinler’den İnşaat İşçisi mi Geliyor? Okumak İçin


Masonluk: İstanbul’daki Afrikalı Kardeşler Okumak İçin

Brezilya’nın Afrika’daki Varlığı Okumak İçin
Angola’nın Çin Ziyareti ve Türkiye Angola’yı Neden Önemsemeli? Okumak İçin

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.