İnşaat Tedarik Dergisi

İnşaat – Yatırım – Proje – Ulaştırma – Mimarlık – Enerji – Maden – Şantiye

Güney Afrika’nın Yeni Damarları: Altyapı, Enerji ve Ticaret Koridorları

Araştırma ve analiz içeren bu makalede, sadece güncel gelişmelere değil, gelecekteki eğilimlere de odaklanacağız. Güney Afrika Cumhuriyeti hariç olmak üzere, burada konusu geçen ülkelerin nüfus ve etnik yapı bakımından çok sayıda kabileye ev sahipliği yapmalarına rağmen, sadece benzer kültürel yapılara sahip olmakla kalmayıp, yönetim sistemleri açısından da aynı çizgide birleşmeleri dikkate alınarak değerlendirilecektir.

Bu kültürel değerler Angola’nın Kuzey Batısında okyanus kenarında yer alan küçük bir bölge hariç; Zambiya, Zimbabve, Botsvana ve Namibya’nın neredeyse tamamında egemen bir yapıdadır.

Nitekim bir zamanlar Almanya, Birleşik Krallık, Portekiz ve bir süreliğine Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından tam bir uyum içerisinde sömürülmüştürler. Her ne kadar ayrı devletler olsalar da günümüzde birbirlerine karşı paralellik oluşturan yaklaşımlar benimsemektedirler.

Güney Afrika’nın en belirgin bir diğer özelliği ise, tahterevallinin bir tarafında ABD ve her ne kadar son zamanlarda politik yaklaşımlar bağlamında Avrupa’dan ayrışsalar da, diğer tarafında ise Çin’in yer almasıdır.

Bu bölgede güç kaybeden bir devlet; havuzun ortasından ipi çeken halat çekme yarışmasının iki tarafındaki oyuncular misali, suya düşen en öndeki rakibin uzun bir süre eski faaliyetinden uzak kalması gibi sonuçlar doğurur.

Ayrıca, neredeyse hiç söz edilmez! Güney Afrika’daki bu devletlerde kıtanın diğer bölgelerine nazaran son yıllarda siyasi açıdan büyük bir ilerleme görülmekte ve aralarında gerçek bir uyum bulunmaktadır. Örneğin Namibya ve Botsvana siyasi açıdan dünyanın en istikrarlı devletleri arasında yer alırlar.

Güney Afrika bölgesi, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve enerji dönüşümünün hızlandığı günümüzde kritik bir dönüşümden geçmektedir. Geleneksel olarak Güney Afrika Cumhuriyeti’nin limanlarına ve altyapısına bağımlı olan bölge ülkeleri, son yıllarda bu bağımlılığı kırmak ve kendi aralarında daha güçlü bir ekonomik entegrasyon sağlamak amacıyla devasa projelere imza atmaktadır.

Yine önemli bir kriter olan madencilik; Güney Afrika’da inşa edilecek altyapı, enerji, ulaşım ve lojistik projelerini madencilik sektöründen bağımsız değerlendirmemek gerekir.

Lobito Koridoru ve Batı Dünyası

Afrika’nın güneyindeki en büyük coğrafi dezavantajlardan biri, Zambiya, Zimbabve ve Botsvana’nın denize kıyısı olmayan ülkeler olmasıdır. Bu durum, ihracat ve ithalat maliyetlerini dramatik bir şekilde artırmaktadır. Ancak Angola ve Namibya’nın stratejik liman yatırımları ve bu ülkeleri iç bölgelere bağlayan demiryolu ve karayolu ağları, bu dezavantajı ortadan kaldırmaktadır.

Son yılların en dikkat çekici jeopolitik ve ekonomik altyapı hamlelerinden biri Lobito Koridoru’dur. Angola’nın Atlantik kıyısındaki Lobito Limanı’nı, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) üzerinden Zambiya’nın bakır kuşağına bağlayan bu demiryolu ağı, yalnızca bölgesel değil, küresel bir öneme sahiptir.

Zambiya ve KDC, küresel enerji dönüşümü (elektrikli araçlar, bataryalar) için hayati öneme sahip bakır ve kobalt rezervlerine ev sahipliği yapmaktadır. Lobito Koridoru, bu madenlerin küresel pazarlara ulaşım süresini haftalardan günlere indirmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği, Çin’in bölgedeki Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı stratejik bir hamle olarak bu projeye milyarlarca dolarlık finansman desteği sağlamaktadır.

Zambiya için yeni bir “Batı Kapısı” anlamına gelen bu proje, ülkenin doğu ve güneydeki tıkanmış ulaşım rotalarına olan bağımlılığını azaltmaktadır.

Lobito Projesi öylesine değerli bir projedir ki; ABD’nin Güney Afrika’da Çin’e karşı varlığını sürdürebilmesinin tek yoludur. Nitekim, Joe Biden Başkanlığının son günlerinde Yeşil Burun Adaları’ndaki kısa bir molayı saymazsak Afrika’daki tek ziyareti Angola’ya gerçekleştirerek kendileri için bu projenin önemini birinci gündem konusu yapmıştır.

Bu proje Batı Dünyası için maden ağırlıklı önem taşırken bölge ülkeleri ise kendi aralarında anlaşarak bu demiryolu projesinin çevresine sanayi tesisleri inşa etmeye karar vermiştirler.

Angola daha ziyade ağır sanayiye odaklanacak olup, iç kesimlerde inşaat malzemesi ve çimento üretim tesislerini çoğaltmayı planlamaktadırlar. Koridor üzerindeki Zambiya ise, kimya, metalurji, bakır işleme ve tarımsal gübre üretimine öncelik vererek ürünlerini deniz ile buluşturacaktır.

Tüm bunlar istikrarlı hükümetler tarafından bir uyum içerisinde yürütülmekte ve ikinci bir alternatif olarak bu koridordan bağımsız kara ve hava yoluyla ulaşım sağlanacak turizm merkezleri kurmak ise, şimdilik görüşme ve değerlendirme aşamasındadır. 

Kazungula Köprüsü ve Walvis Bay Koridoru

Bölgesel ulaşım ve ticaretin bir diğer kalbi, 2021’de açılan Zambezi Nehri üzerinde inşa edilen ve Botsvana ile Zambiya’yı doğrudan birbirine bağlayan Kazungula Köprüsü‘dür.

Geçmişte Zimbabve üzerinden veya nehir feribotlarıyla günlerce süren sınır geçişleri, bu köprü sayesinde saatlere inmiştir. Bu durum, bölge içi ticareti inanılmaz bir hızda artırmıştır.

Köprünün her iki yanındaki yerleşim bölgelerinde kentleşme artış göstererek küçük ve orta ölçekli yabancı yatırımcılara içinde bir cazibe merkezine dönüşmeye başlamış ve özellikle son iki yılda emlak fiyatları istikrarlı bir biçimde spekülasyondan uzak yükseliş trendine girmiştir.

Henüz hayata geçirilmiş değil. Ancak bu köprü bölgede turizm ve tekstil sektöründe büyük gelişmeler ortaya koyacağı hem Botsvana hem de Zambiya meclislerinde dile getirilmiş ve tüm bunlar yatırım kararları için büyük önem arz etmektedir. 

Kazungula Köprüsü, Walvis Bay Koridoru ile entegre çalışmaktadır. Namibya, Walvis Bay limanını genişleterek kendisini Botsvana, Zambiya ve Zimbabve için ana lojistik merkez olarak görmektedir.

Trans-Kalahari Demiryolu projesi (Namibya-Botsvana) tamamlandığında, Botsvana’nın devasa kömür ve maden rezervleri doğrudan Atlantik Okyanusu’na ulaşacaktır.

Bu bölgede yeşil enerji üzerine büyük projeler planlanırken ABD’nin yeşil enerjiyi bir palavra olarak görmesi bu projelerin de askıya alınma olasılıklarını artırmıştır.

Ancak İsveç ve Fransa ilginç bir biçimde bu projelerin savunucuları olmaya devam etmektedir. Ama bölgenin nükleer enerji konusunda önümüzdeki birkaç yıl içerisinde herkesi şaşırtacak büyük gelişmeler yaşayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Henüz gayri resmi devam eden bu görüşmeler, 2027’nin ilk aylarında birer haber kaynağına dönüşmeye başlayacaktır.

Ulaşım koridorlarının verimli çalışabilmesi, madenlerin işlenebilmesi ve sanayileşmenin sağlanabilmesi için kesintisiz bir enerji arzı şarttır. Bu beş ülke, Güney Afrika Enerji Havuzu (SAPP) çatısı altında elektrik şebekelerini birbirine bağlayarak bölgesel enerji güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır.

Zambezi Nehri Havzası: Su Gücü ve Kuraklık Riski

Zambiya ve Zimbabve, enerjilerinin çok büyük bir kısmını Zambezi Nehri üzerindeki Kariba Barajı‘ndan elde etmektedir.

İki ülke, artan enerji talebini karşılamak için yine Zambezi üzerinde Batoka Gorge Hidroelektrik Santrali projesini ortaklaşa yürütmektedir.

El Niño kaynaklı şiddetli kuraklıklar, Kariba Barajı’ndaki su seviyelerini kritik seviyelere düşürerek her iki ülkede de ciddi elektrik kesintilerine yol açmıştır. Bu durum, bölge ülkelerini enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye zorlamaktadır.

Çünkü bölgede çok önemli tarım alanları bulunmakta ve bunlar bir politika olarak mutlaka faaliyetlerine devam ettirecek ve yeni tarım alanlarıyla turizm sektörü büyük bir gelişme kaydedecektir.

Bölgede planlananlar arasında yeni sulama kanalları inşaatıyla yeni tarım alanlarının oluşturulması yer almaktadır.

Güneşin Potansiyeli: Botsvana ve Namibya

Botsvana ve Namibya, dünyanın en yüksek güneş ışığı alan bölgelerinden birinde yer almaktadır.

ABD destekli “Mega Solar” inisiyatifi ile bu iki ülke, sadece kendi iç taleplerini karşılamakla kalmayıp, SAPP ağı üzerinden komşularına (Zambiya ve Zimbabve dahil) temiz enerji ihraç etmeyi hedeflemektedir.

Bu durum, Zimbabve ve Zambiya’nın hidroelektrik santrallerine olan aşırı bağımlılığını dengeleyecek mükemmel bir yeşil enerji koridoru yaratmaktadır.

Ancak yukarıda belirttiğimiz üzere yeşil enerji konusunda bazı bölgelerde sorun olabilir ama burada Eylül 2025 tarihinde uygulama kesinliği yaratılmıştır.

Botsvana, yabancı karşıtlığı nedeniyle Güney Afrika Cumhuriyeti’nde tekstil sektöründe çalışmış vatandaşlarının hatırı sayılır sayıda ülkelerine dönmeye başlamaları devlet destekli politikalarla onları yine tekstil sektörüne yönlendirmeyi amaçlayan yatırım projeleri hükümet tarafından çok kısa sürede konuşulmaya başlanmış ve şimdiki konjektürlere göre olumlu sonuçlanacaktır.

Angola’nın Entegrasyonu ve Rusya

Angola, tarihi olarak kendi içine kapalı bir enerji şebekesine sahipti ve enerjisinin çoğunu fosil yakıtlardan (petrol zenginliği) ve kuzeydeki izole barajlarından elde ediyordu. Ancak Angola, güneydeki şebekesini Namibya üzerinden SAPP’a bağlamak için milyar dolarlık iletim hatları inşa etmektedir. Bu entegrasyon, Angola’nın fazla elektriğini kuraklık çeken Zambiya veya Zimbabve’ye satmasına olanak tanıyacaktır.

Ayrıca Zambiya ve Zimbabve’de nükleer santral konusu Covid-19’ın yaşandığı dönemde Rusya ve ABD anlaşarak bu iki ülkede Rusya’nın önü açılmıştır.

Nitekim bu bölge dahil Sahra Altı Afrika’da medya, savunma, nükleer ve maden alanlarında ABD ve Rusya arasında anlatılmayan ve haberleştirilmeyen çok büyük bir uyum bulunmaktadır.

İşte bu uyum bölgedeki Rusya’nın egemenliğini bariz bir biçimde artırmaya başlamıştır.

Fırsatlar, Zorluklar ve Gelecek Vizyonu

Bu beş ülkenin entegre altyapı vizyonu kusursuz bir potansiyele sahip olsa da, gerçekleştirilmesi önünde bazı engeller bulunmaktadır.

Zambiya’nın son yıllarda yaşadığı temerrüt ve borç yapılandırma süreçleri, Zimbabve’nin uluslararası yaptırımlar ve hiperenflasyon geçmişi, büyük projelere yabancı sermaye çekmeyi zorlaştırmaktadır. Kamu-Özel Sektör Ortaklıkları (PPP) burada kritik bir çözüm yolu olarak öne çıkmaktadır.

Ulaşım koridorlarının tam kapasite çalışabilmesi için gümrük prosedürlerinin dijitalleştirilmesi ve tek duraklı sınır kapılarının (Kazungula’da olduğu gibi) tüm bölgeye yayılması gerekmektedir. Nitekim bunun çalışmaları devam etmekte ve 2025 yılı tamamlanmadan olumlu sonuçlanacaktır.

Çin’in geleneksel egemenliği ile Batı’nın (ABD/AB) Lobito Koridoru gibi projelerle bölgeye geri dönüşü, bu ülkeler için hem büyük bir yatırım fırsatı hem de dikkatli yönetilmesi gereken bir diplomatik denge oyunudur.

Ve…

Bölgenin yeni oyuncusu Rusya’nın izleyeceği yollar titizlikle takip edilmeli ve bazı kaynaklara göre bu beş ülkeyi de ilgilendiren ve bilgileri gizlilik içinde olan bir demiryolu projesinden söz edilmekte ve ana oyuncusu da Rusya olacağı gibi, Güney Afrika Cumhuriyeti de bu plana dahil edilerek sanayi ürünlerinin doğu ve batı haricinde güneye doğru taşınması da sağlanabilir.

Havayolu Ulaşımı

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde her gün 420 civarı uçuş gerçekleştirilirken bölgede yer alan bu beş ülkedeki havalimanı sorunları nedeniyle her gün için sadece 70 civarı uçuş olmaktadır.

Bazı havalimanlarının kapasite artırma çabaları devam ederken uluslararası ve ülke içi seferlere yönelik çalışacak yeni havalimanı inşaatları artık duyurulmaya başlanmış ve kendi havayolu şirketlerini birleştirme yönünde girişimler devam ediyor.

Ancak bölgenin bazı uluslararası anlaşmaları gereği havayolu işinde ortak bir yapılanma oluşturmalar mümkün olmayabilir. Olsa bile havalimanlarından uluslararası arenada yer alacak uçak seferlerini kısıtlamış olacaklardır.

Bölge ülkeleri tüm bunların hesabını yapacak ve her durum karşısında önümüzdeki 10 yıl içerisinde bölgede 35 civarı havalimanı ya inşa edilecek ya da modernize edileceği bir gerçeklik olarak karşımızda yer almaktadır.

Sonuç

Angola, Zambiya, Zimbabve, Botsvana ve Namibya arasındaki sınırlar, geçmişte sömürgeci güçler tarafından çizilmiş katı engeller olmaktan çıkıp, ticaretin ve enerjinin aktığı köprülere dönüşmektedir.

Eğer politik istikrar korunur ve uluslararası yatırımlar doğru yönlendirilirse, bu beşli blok 21. yüzyılın ortalarına doğru Afrika’nın en dinamik, kendi kendine yetebilen ve küresel tedarik zincirinde söz sahibi olan ekonomik merkezlerinden biri haline gelecektir.

Ayrıca şunu da vurgulamakta fayda var!

Bölgedeki bu beş ülkede kolay kolay siyasi ve iç karışıklık gerçekleşmeyeceği gibi yatırımlar için tüm Sahra Altı Afrika’da en güvenli limanlardan biri burasıdır.

Vedat ÖZKAN

Yazar, Araştırmacı ve Öngörü Uzmanı

Yazar Vedat ÖZKAN‘ın Önceki Yazıları

 
Sahra Altı Afrika’nın Yoksulluğu & Yatırım Stratejisi Okumak İçin


Sahra Altı Afrika’nın Anlatılmayan Havacılık Sektörü Okumak İçin


Sahra Altı Afrika Yeniden Paylaşılıyor Okumak İçin


Çin’in Afrika’daki Varlığı ve Nijer Örneği Okumak İçin



Afrika Yatırım Stratejisi Okumak İçin


Afrı̇ka’da İş Bağlamak İçı̇n Kullanılan Klası̇k Yöntemler Tarı̇he Karışıyor!… Okumak İçin



Nijerya Yatırımları ve Türkiye Denklemi Okumak İçin

Afrika’daki Masun Yağışların Bilinmeyenleri! Okumak İçin 

Vietnam ve Filipinler’den İnşaat İşçisi mi Geliyor? Okumak İçin


Masonluk: İstanbul’daki Afrikalı Kardeşler Okumak İçin

Brezilya’nın Afrika’daki Varlığı Okumak İçin
Angola’nın Çin Ziyareti ve Türkiye Angola’yı Neden Önemsemeli? Okumak İçin