İnşaat Tedarik Dergisi

İnşaat – Yatırım – Proje – Ulaştırma – Mimarlık – Enerji – Maden – Şantiye

Sahra Altı Afrika’nın Yoksulluğu & Yatırım Stratejisi

Bu yazının başlığını kapitalist ve acımasız bir yaklaşım olarak düşünebilirsiniz. Ama öyle değil. Afrika’nın yoksulluğunu kullanarak bunu bir fırsata çevirecek sömürgeci düşünceleri asla savunmayacağım.

Sahra Altı Afrika’yı yıllarca inceleyen, birçok bölgesini dolaşan ve kıtada çok sayıda kişiyle etkileşimde olan birisi olarak; kıtanın fakirliğini bir zafiyet olarak görmeden, dost ve adil yatırım kapılarının nasıl aralanacağını anlatmaya çalışacağım. Çünkü, gün gelecek uzun vadeli yatırımlarda bu bilgiler gerekecektir.

Kuzey Afrika, kıtanın diğer tüm bölgelerinden daha farklı kültürel ve ekonomik yapıya sahiptir. Ama Sahel’den güneye doğru inmeye başlanıldığında, bu farklılık kuzeye nazaran yoğun bir biçimde hissedilir. Tutuculuktan kadın-erkek eşitliğine yatkınlıktaki artış ve birbirine benzeyen kültürel yapılarla bezenmiş binlerce insan kümesiyle karşılaşırsınız.

1800’lü yılların ortasında Çin’deki düşük maliyetli iş gücü keşfedildi ve doyum noktasına ulaşabilmek için Afrika’nın 150 yıl kadar beklemesi gerekiyordu ve öyle de oldu.

19. yüzyılın ortasında sömürgeci ülkelerin sanayisi için gereken hammaddeleri karşılayacak maden ocaklarına giden demiryolları inşa edildi. 1860’larda planlanarak ertelenmiş bazı demiryolları II. Dünya Savaşı sonrası çok az değişiklikle devam ettirildi.

Son 30 yılda ise; çoğu yine 19. yüzyılda ve 1960’larda tasarlanmış demiryolları artık Asya’nın yıldızları veya sömürü dünyasının şampiyonu Batı Sermayesi tarafından hayata geçirilmiştir.

Günümüze geldiğimizde de teknoloji, enerji, yapay zekâ, sanayileşme gibi ekonomik değerlerin kıtada sürekli yanlış değerlendirildiğini görüyoruz. Sıçrama yapmak isteyen ülkelerde ise, sürekli aynı liderlere seçim kazandırılarak kurulu sistemin denetim altında tutulduğuna tanıklık ediyoruz. Bu mümkün olmadığında ise; iç savaş, terör faaliyetleri, iç huzursuzluk gibi karışıklıklarla Afrika toplumlarının direnci kırılmaya çalışılıyor.

Biz burada, yoksul tutularak sömürülen 1,3 milyarı aşan Sahra Altı Afrika toplumlarında uzun vadede kalıcı ve dost yaklaşımlardan doğan yatırım stratejilerine odaklanacağız.

Yaratılan Yoksulluk

Soğuk Savaş sonrası 1990’da dünya yoksullarının %14’ü Sahra Altı Afrika’da yaşıyordu. 2019’da bu oran borç sıkıntısı ve çatışmalarla gölgelenen bir bölgede %57’ye yükseldi. 2025 sonu itibariyle ise, bunun %59 olduğu tahmin ediliyor.

Küresel yoksulluk azaltmanın başarısı, güçlü ekonomik büyümenin yoksulluğu hızla azalttığı Çin ve Hindistan tarafından domine edilerek Afrika ülkeleri dibe çekildi. Bu da tam olarak sömürgeci sermayenin istediği şeydi.

Sahra Altı Afrika nüfusunun en az yarısı 20 yaşın altında ve birileri buna “fırsat” ve “güç” diye haykırırken bu bölgede 110 milyon civarında insan, bildiğimiz kölelik boyutunda ve madenlerde karın tokluğuna çalışmaktadır.

Ayrıca kırsaldan kentlere akan genç nüfusun barınma ve altyapı gereksinimleri bu akın kadar hızlı ilerlemiyor ve kent insanlarının varoşlara hapsolmasına neden olunulmaktadır.

Kıtaya gelen yabancılar kendi yatırımlarına fayda sağlayacak Afrikalılara meslek eğitimi vermekte ve kıtanın milli sanayisine katkıları yok denecek kadar azdır. Ama bunu fark eden İtalya, Japonya ve Hindistan genele yayılan mesleki eğitim faaliyetleri başlattı ve önümüzdeki 10 yıl içerisinde meyvelerini toplamaya başlayacaklardır.

Afrika’yı konu alan gelişmelerde nükleer enerji dahil yatırım planlamaları bulunmaktadır. Hatta Tanzanya, Norveç ve Dünya Bankasının öncülük ettiği “Temiz Yemek Pişirme” girişimi, 300 milyon insana enerji vererek yemeklerin sağlıklı ortamda pişirilmesi amaçlamaktadır.

Ama anlatılmayan şey ise; kıtada üretilen enerjinin çoğu madenler, demiryolları, kamu hizmetlerinde ve sanayi kuruluşlarında tüketilmek üzere üretildiği bilinen bir gerçek.

Sıradan bir Afrikalı ise, evindeki elektriği telefonunu şarj etmek üzere kullanıp sonra faturayı ödeme sorunuyla karşılaşmamak için geceleri karanlıkta oturmakta ve bunun gibi binlerce örnek var.

Brezilya’da yaşayan Faslı entelektüel Driss Ghali “Fransız Uygarlığı”nı savunuyor ve çeşitliliği tehlike olarak görüyor. Bu düşünceye muhalif olabilirsiniz. Haksız da sayılmazsınız. Ama günümüz oluşumlarına baktığımızda Fransız sömürgeciliğinin çok hafif kaldığını görürüz. Çünkü şu anda kıta genelinde hiç olmadığı kadar agresif baskı politikaları uygulanıyor.

Örneğin; DRC bir iç savaş, darbe ve parçalanmaya doğru giden bir yola girmişti ki ABD’ye koşulsuz madenlerini teslim ederek, şimdilik kendini kurtarmayı başardı. Ama bu halka zenginlik getirmeyecek.

Sınır anlaşmazlıkları Afrika’da silahlanma yaratan ve bu uğurda kamu kaynaklarını harcatan kıta yöneticileri ile çokça karşılaşıyoruz. Ama bazı ülkeler çatışma ve güç savaşı tuzağına düşmeyerek anlaşıyor ve ticarette para kazanarak ekonomik değer yaratmıştırlar.

Gana ile Fildişi Sahili, DRC ve Angola, Nijerya ve Kamerun bunun en iyi örneklerini oluşturuyor ve sınır anlaşmazlıklarını aleyhlerine olsa bile, çözerek halklarına ekonomik değer yaratmayı başarmıştırlar.

Kıtanın serveti genellikle rüşvet ve şişirilmiş sözleşmeler gibi uygulamalarla zenginleşen devlet yetkilileri tarafından yağmalanır. Bu yaygın yolsuzluk, yönetimi zayıflatarak ekonomik dönüşümü engelliyor ve demokrasiyi zayıflatıyor. Bu durum aynı zamanda iktidara gelen kritik devlet liderlerinin ömür boyu iktidarda kalmasını sağlıyor.

Tüm bu anlattıklarımızın yoksulluk kurgusu üzerinden yatırımlarla ne ilgisi olduğunu sorgulayabilirsiniz!…

Ama unutmayalım ki, Afrika’nın fakirlik gerekçelerini anlamadan kıtaya yatırım yapmak kalıcılık sağlayamaz.

Yardım Kuruluşları

Kıtanın vatansever kamu görevlileri kendilerine dayatılan yabancı yatırımcılardan artık bıkmış durumdalar!

Yani yabancıların finanse ettiği projeleri yüksek maliyetleri nedeniyle imzalamaya istekli değiller ama gördükleri baskı ve tehditler onları zorlamaktadır. Bu kuşatmanın kırılabilmesi için kamu yetkilileri yurtdışına gönderilerek, aracı olmadan kendi yatırımcılarını birinci elden organize etmeye çalışmaktadırlar ve bu stratejiyle her geçen gün başarı oranları artış göstermektedir.

Konusu geçen bu projeler şimdilik ağırlıklı olarak kritik olmayan madenler, orta ölçekli yol projeleri, sulama kanalları, tarım, sosyal konut, ormancılık, küçük çaplı enerji işleri, turistik tesisler, köy köprüleri ve soğuk hava tesislerinden oluşmaktadır.

Tüm bu projelerin çoğu için yatırımcı arayan Afrikalılara bizzat şahit olmuş birisi olarak diyebilirim ki; hepsinin neredeyse ortak görüşü “kendi kararımızı kendimiz verelim bize birileri dayatılmasın” şeklinde olmaktadır. Tabi burada farklı teamüller de var. Ana onlar bütünün küçük bir parçasını oluşturmaktadır.

Bu tür projeler genellikle kırsal yoksulluktan kurtulmanın bir yolunu bulmak amacıyla özel olarak geliştirilen küçük ve orta ölçekli girişimlerdir.

Şu anda Polonya, Macaristan, Ukrayna, Endonezya ve Brezilyalı şirketler bilinçli bir şekilde kıta fakirliğini hedef alarak, merkezi otoritenin koordinasyonunda yerel yönetimlerle uyum içinde çalışmalarını yürütmekte ve bu yöntemin karşılık bulduğu diğer ülke şirketleri tarafından fark edilmesi uzun sürmeyecektir.

Fakirlik içerisinde yaşayan Afrikalıların en çok rahatsız olduğu şeylerden biri, kendilerine imkânlar verilmek yerine yardım kuruluşları üzerinden günlük ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.

Kısacası en özet anlatımla diyebilirim ki; yardımlar sayesinde ihtiyaçları karşılanan kıta sakinleri nezaket icabı teşekkürlerini sunuyorlar. Ama yardım kuruluşları sayesinde o ülke şirketlerini benimsediklerine dair belirtilerin neredeyse hiç olmadığını da onlarla sürekli görüşen birisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim.

Yani yardım kuruluşları Afrika’nın geleceği için bir gereklilik değildir. Onların istediği şey, iş olanağı yaratacak yatırımlar ve böylece yardımı beklemek zorunda kalmayacaklardır.

Bu düşünceleri ilk etapta algılamak kolay olmayabilir. Ama dünya nüfusunun %20’sini oluşturan Afrika dünya GSYİH’sının sadece %3’ünü aldığını akılda tutmamız gerekir.

Kıtadaki birçok ülke geçmişteki Çin modelinde olduğu gibi, dünyanın yeni üretim üssüne dönüşme faaliyetleri yürütme yolunda ilerlerken, bugünden kıtanın fakirliğini hedef alan dostane ve eşit koşullarda yatırım yapacak şirketlerin orta ve uzun vadeli politikalarına büyük avantajlar sağlayacaktır.

Nitekim şu anda Afrika Kalkınma Bankası Grubu Eylül 2025’ten bu yana yeni politikalar geliştirerek kıtada nerelerin üretim üssü olmaya kalifiye iş gücünü de dikkate alarak çalışmalar yürüttüğünü belirtmek gerekir.  

Kamu Otoritesi

Sahra Altı Afrika’nın acıma duygusu olmayan çok büyük oyuncuları var!

Enerji, maden, ulaşım, teknoloji, sağlık, savunma gibi sektörlere; bileğinizin gücüne güvenerek giriş yapamazsınız. Bu sektörler siyaset, tehdit, iç karışıklık ve hatta çok uluslu anlaşmalar gerektiriyor.

Özel şirketler ile bu sektörlerde belirli bir noktaya kadar ilerleyebilirsiniz. Ama kuralları belirleyen sürekli finansörler olmaktadır.

Örneğin bir yol projesi için ihale kazandınız ve finansörler size parayı verir ve siz yolu inşa edersiniz. Taahhüdünüzü yerine getirdiğinizde paranızı alır ve gidersiniz. Ama finansör gerçek politika yapıcıdır.

Kıta yöneticilerine en çok rüşvetin dağıtıldığı projeler bu sektörlere ait olup, çok uluslu finans kuruluşlarının yüksek kazançları nedeniyle yaşanan kaynak kaybının Sahra Altı Afrika’da %30 olduğu tahmin ediliyor ve bu oran genç Afrika’nın fakir kalması için yeterlidir.

Afrika ülkeleri bu duruma Covid-19 sonrası isyan etmeye başladı. Ama isyanı zannetmeyin sesli ve görsel olarak yaptıklarını. Dürüst bürokratlar çok maliyetli projeleri geciktirerek veya iptal ederek, olabildiğince erteleme yolunu seçerek bazen de ülke ekonomisine katkıyı dikkate alarak isteksiz de olsa onay verdikleri oluyor.

Burada şirket ismi telaffuz etmemiz elbette söz konusu değil. Ancak çok uluslu şirketlerin kazanç oranları öylesine yüksektir ki, sömürgeci ülkeler üzerinden gelen bu şirketler, özel veya kamu kökenli olup olmamalarının hiçbir önemi yoktur.

Ama Sahra Altı Afrika’da yaptırım gücü az olan ülkeler ise, özel şirketlerle ya uzun süreli yatırım politikaları devam ettiremez ya da etkili genişleme yaratamazlar.

Bunun için en önemli stratejilerin başında gelen şey, Afrika ülkelerinde faaliyetleri devlet şirketleriyle yürütmek en akılsal yollardan biridir.

Örneğin kritik bir maden işletmesini veya çimento fabrikası ya da demiryolu inşaatını kamu kuruluşunun bizzat kendisi organize etmezse, başarı her zaman sömürgeci ülkelerden yana olacaktır.

Kıta bürokratlarının haykırdığı en önemli şeylerden biri, sömürgeci anlayışı olmayan ülkelerin kamu kuruluşlarının Afrika ülkelerinde kritik sektörlere yatırım yapmasını sağlayacak girişimlerden istedikleri sonucu alamıyor olmalarıdır.

Çin ve Fransa, her ne kadar güç kaybediyor olsa da Afrika genelinde hala tutulmalarının temelinde kamu şirketlerinin güçlü fonksiyonları etkilidir.

Afrikalı yetkililer, burada özetlediğimiz stratejilerle uyumlu olarak, halklarını yoksulluktan kurtarmanın ve satın alma güçlerini artırmanın başlıca yollarının bunlar olduğuna inanıyorlar ve bu değerlendirmelerinde oldukça haklı olduklarını söyleyebilirim.

Türkiye & Brezilya

Türkiye’ye karşı kıta genelinde özel bir ilgi var!

Bunda Osmanlı İmparatorluğunun Kuzey ve Doğu Afrika’daki egemenliği süresince izlediği politikaların katkısı azımsanamayacak kadar büyük.

Afrika’nın güneyinde diğer bölgelere oranla Türkiye pek etkin olmamasına rağmen buralarda da güven endeksi parlayan bir ülke konumundadır. Ayrıca Türk Hava Yollarının İstanbul merkezli uçuşları, bir yandan sempatik katkı sağlarken diğer yandan da Türkiye üzerinden kıtaya ulaşımı kolaylaşmakta ve kıtadaki yayılma girişimlerinde bir başka ülkede olmayan fırsatlar bulunmaktadır.

Ayrıca Afrikalı Müslümanların Türkiye’yi rol model olarak benimsemeleri büyük bir avantaj olup, gelişmenin ve gelir artırmanın anahtarı olarak Türkiye başı çeken ülke konumundadır.

Türkiye, tarihsel süreçlerin de etkisiyle Afrika halklarına büyük yardımlarda bulunuyor. Ancak eleştirmek gerekir ise, eğitim üzerinden yardımda bulunmak iyi bir strateji olmasına rağmen bunun dışındakiler kolay unutulmakta ve yerel halklara da katkı sağlamamaktadır.

Nitekim Brezilya bunu gördü ve öncelikli olarak Portekizce konuşulan bölgelere odaklanarak eşit koşullarda ortaklık girişimleriyle başlıca tarım, ormancılık, enerji alanlarında genişlemekte ve odaklandıkları ana şey; sömürü politikası olmadan yapılacak yatırım ve faaliyetlerle kıta fakirliğini azaltma politikasıdır.

Bana göre, tüm Afrika genelinde sömürü mekanizması uygulamayarak güven duygusu en yüksek iki ülke Brezilya ve Türkiye diyebilirim. Ama tanınmışlık ve ulaşım açısından Türkiye çok daha avantajlı konumdadır.

Daha önceki makalelerimizde de söz ettiğimiz üzere; Brezilya ve Türkiye kıta genelinde ortak stratejiler üretmek üzere en uyumlu ikiliyi oluşturduklarını söyleyebilirim.

Dilma Rousseff bundan yıllar önce Brezilya Devlet Başkan’ı seçildiğinde kendisine yönelttiğim bir soruya Afrika’yı ilgilendiren kısımda aynen şu cevabı vermişti:

  • “Ülkemizde milyonlarca insan Afrika kökenli ve kıtada yapacağımız yatırımlar onları refaha kavuşturmak için olacak” demiştir.

Bugün baktığımızda da aradan geçen 15 yıldan bu yana bu sözlerdeki politikanın devam ettirildiği görülmektedir ve bu tarz sözleri takip etmek çoğu zaman avantaj sağladığı unutulmamalıdır.

***

Afrika fırsatlarla dolu bir ülke ve hangi sektörlere kamu ya da özel girişim olarak yer almak gerektiği en iyi şekilde öngörüldüğü sürece, Afrika ülkeleri sömürgeci güçlerin kapılarını kapatmaya çalışarak zaman zaman aksilikler yaşansa bile, refaha ulaşmak için her zaman size kolaylık sağlayacaktırlar.

Afrika ülkeleri ellerindeki gücün farkında ama kullanabilmek için başlıca arayışları yoksulların sayısını azaltmaya yönelik yapıcı stratejiler olduğu bilinmelidir.

Vedat ÖZKAN

Yazar, Araştırmacı ve Öngörü Uzmanı

Yazar Vedat ÖZKAN‘ın Önceki Yazıları

 
Sahra Altı Afrika’nın Anlatılmayan Havacılık Sektörü Okumak İçin


Sahra Altı Afrika Yeniden Paylaşılıyor Okumak İçin


Çin’in Afrika’daki Varlığı ve Nijer Örneği Okumak İçin



Afrika Yatırım Stratejisi Okumak İçin


Afrı̇ka’da İş Bağlamak İçı̇n Kullanılan Klası̇k Yöntemler Tarı̇he Karışıyor!… Okumak İçin



Nijerya Yatırımları ve Türkiye Denklemi Okumak İçin

Afrika’daki Masun Yağışların Bilinmeyenleri! Okumak İçin 

Vietnam ve Filipinler’den İnşaat İşçisi mi Geliyor? Okumak İçin


Masonluk: İstanbul’daki Afrikalı Kardeşler Okumak İçin

Brezilya’nın Afrika’daki Varlığı Okumak İçin
Angola’nın Çin Ziyareti ve Türkiye Angola’yı Neden Önemsemeli? Okumak İçin