
(Afrika’ya güvenle yatırım yapılabilir; yeter ki pusudaki bu tuzaklar unutulmasın.)
Bugün sizlere ekonomi bültenlerinde, lüks otellerin toplantı salonlarında veya uluslararası yatırım zirvelerinde hiç kimsenin konuşmadığı, adeta üstü özenle örtülen çok radikal bir konudan söz etmek istiyoruz.
Herkes Afrika’nın ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu, yeraltı kaynaklarını, genç nüfusunu ve “geleceğin kıtası” olduğunu konuşur.
Ancak kimse, devlet gücünü arkasına almış kravatlı çetelerin, ülkeye yatırım getiren iyi niyetli insanları nasıl planlı bir şekilde soyduğundan bahsetmez.
Bu öyle sıradan bir sokak dolandırıcılığı değildir; kanunlarla, mühürlerle ve devlet dairelerinde sahnelenen, dünyanın en kusursuz ve en karanlık tiyatrosudur.
Küresel sermayenin “bakir pazarlar” ve “yüksek getiri” illüzyonuyla Afrika kıtasına akın ettiği son yirmi yılda, ekonomi manşetlerini süsleyen o milyar dolarlık yenilenebilir enerji, madencilik ve altyapı projelerinin arkasında devasa bir sistemik kriz gizlidir.
Batılı, Asyalı veya Ortadoğulu yatırımcılar, takım elbiseli bürokratların yaldızlı vaatleri ve diplomatik tonda hazırlanmış niyet mektuplarıyla ülkelere çekilirken; aslında kendilerini modern finans tarihinin en karmaşık dolandırıcılık ağlarının içinde bulurlar.
Bu süreç, dediğimiz gibi basit bir kandırmaca değildir; tamamen devlet mührü, resmi evraklar ve mevzuat kılıfı altında yürütülen bürokratik bir soygun düzenine dayanır.
İşte tam bu noktada, kapalı kapılar ardında işleyen o radikal gerçeği, yani bu düzenin çarklarını herkesin anlayacağı yalın bir dille anlatalım.

Tuzak Nasıl Kuruluyor?
Bürokratik tuzağın işleyiş mekanizması son derece profesyonelce kurgulanmış, psikolojik bir yanılsama şablonuyla başlar.
Yabancı girişimci henüz ülkeye ayak basmadan, kusursuz bir “saygınlık ve devlet gücü” illüzyonu yaratılır. Havalimanının VIP salonunda karşılanan, polis eskortları eşliğinde çakarlı araçlarla doğrudan bakanlıklara götürülen yatırımcıya, devletin en üst kademesiyle yan yana fotoğraflar verdirilir.
Bu gösteriş sıradan bir karşılama değil; yatırımcının ticari şüphelerini felç etmek için tasarlanmış psikolojik bir operasyondur.
Bakanlık koridorlarında atılan ıslak imzalar, kameralar karşısında sıkılan eller ve şaşalı törenlerle sunulan “Devlet Garantisi” belgesi, kumpasın en stratejik yemidir.
Yatırımcıya sembolik bedellerle devasa araziler tahsis edilir, 10-15 yıllık vergi muafiyetleri, sıfır gümrük ayrıcalığı ve sektörde tekel olma vaatleri cömertçe dağıtılır.
Kâğıt üzerinde her şey o kadar sarsılmaz görünür ki, yatırımcı arkasında koskoca bir devletin durduğuna ve hukuki zırhla korunduğuna ikna edilir.
Oysa o süslü imzaların atıldığı metinlere, günü geldiğinde projeyi feshetmek veya el koymak üzere bilerek muğlak hukuki maddeler, eksik parlamenter onay gereksinimleri ve çift anlamlı çeviri tuzakları yerleştirilmiştir.
Girişimci, tam bir koruma altında olduğunu sanıp milyonlarca dolarlık sermaye transferini başlattığı an, aslında kendi eliyle finanse ettiği bürokratik bir giyotinin altına başını koymuştur.

Sermaye İçeri Girdiğinde Değişen Kurallar
Ancak sermaye ülkeye girip, milyonlarca dolarlık iş makineleri gümrükten geçtiğinde veya banka transferleri yapılıp ilk kazma vurulduğunda, oyunun kuralları aniden değişir.
Güler yüzlü bakanların ve müsteşarların yerini, asık suratlı denetmenler alır. Daha dün verilen izinler aniden dondurulur.
Ortada hiçbir sebep yokken sonradan icat edilen çevresel düzenlemeler, geriye dönük uydurma vergi cezaları veya “ulusal güvenlik” bahanesiyle çıkarılan engeller peş peşe devreye girer.
Yabancı yatırımcı, milyonlarca dolarlık projesini kurtarmak ve gümrükte çürümeye terk edilen mallarını alabilmek için her adımda fahiş “danışmanlık ücretleri”, lisans yenileme bedelleri ve el altından rüşvetler ödemeye zorlanır.
Bu derin kumpasın hiç konuşulmayan bir başka boyutu daha vardır!
“Yerel Ortak” tuzağı. Birçok Afrika ülkesi, yasaları gereği yabancı yatırımcıların yanlarına mutlaka bir yerel ortak almasını şart koşar.
Size önerilen bu ortak, genellikle o rüşvetçi bürokratın yeğeni, kuzeni veya paravan bir şirketidir.
Şirket para kazanmaya başladığı an, yerel ortak uydurma bir bahaneyle şirketin hesaplarına bloke koydurur.

Hukuk Sisteminin Bir Şantaj Aracına Dönüşmesi
Bu çarkın en tehlikeli ve acımasız boyutu ise, hukuk sisteminin resmi bir şantaj aracına dönüştürülmesidir.
Yasaların, hâkimin ve yerel yargının tamamen bürokratik kliklerin kontrolünde olduğu bu yapılarda, hakkını aramak isteyen yabancı girişimci anında kendi yerel ortakları veya bakanlıklar tarafından haksız mahkeme tuzaklarına çekilir.
Varlıklarına el konulan, banka hesapları dondurulan, hatta vizeleri iptal edilerek sınır dışı edilmekle veya uydurma suçlamalarla hapse atılmakla tehdit edilen yatırımcılar, canlarını kurtarmak için milyonlarca doları, kurulu fabrikalarını, şantiyelerini arkalarında bırakıp ülkeyi ilk uçakla terk etmek zorunda kalır.
Kâğıt üzerinde kalan o fabrikalar ve tamamlanmayan altyapı projeleri ise çarkı işleten bürokratik elitlerin ve onların paravan şirketlerinin zimmetine geçer. Birkaç yıl sonra aynı tesisi, “yeni bir yatırım fırsatı” diyerek başka bir yabancıya tekrar satarlar.

Dev Küresel Güçler vs. Bağımsız Yatırımcılar
Bu yozlaşmış bürokratik mekanizma karşısındaki her aktöre aynı davranmaz; sistemi işleten kurnaz elitler, avlayacakları hedefin arkasındaki jeopolitik ağırlığı son derece hassas hesaplarlar.
Çin devletine sırtını dayamış dev konsey şirketleri veya arkasında Amerikan diplomasi gücü ile Fransız askeri ve istihbari gölgesini taşıyan küresel karteller bu bürokratlara kesinlikle boyun eğmez.
Çünkü o dev ulusötesi yapılar masaya oturduğunda, dolaylı da olsa arkalarında devletlerinin sert güç unsurları ve yaptırım tehditleri durur.
Afrika’daki bir bürokrat veya bakan, Çinli bir devlet firmasının veya Fransız enerji devinin projesine el koymaya kalkıştığında; Pekin, Paris ya da Washington’dan gelen tek bir telefonla uluslararası fonlar dondurulur, askeri yardımlar askıya alınır veya ilgili bürokratların yurt dışı hesaplarına el konur.
Bu nedenle bürokratik klikler, arkasında devlet aklı ve askeri gücü olan dev küresel aktörler karşısında geri adım atmak zorunda kalır.
Asıl kıyım ve trajedi ise bu jeopolitik zırhtan ve siyasi korumadan tamamen yoksun olan kesimde yaşanır.
Olan; kendi öz sermayesiyle, risk alarak ve alın teriyle büyümek isteyen, o ülkelere sömürgeci bir zihniyetle değil, gerçekten fabrika kurmak, teknoloji transferi yapmak ve yerel halka istihdam sağlamak amacıyla giden orta ve büyük ölçekli bağımsız yatırımcılara olur.
Arkasında askeri tehditler, istihbarat ağları veya uluslararası mahkeme yaptırımları bulunmayan bu dürüst girişimciler, bürokratik elitler gözünde adeta “kolay lokma” olarak görülür.
Sistemin tüm şantaj, el koyma, geriye dönük ceza ve yerel ortak tuzakları, arkasında sığınacak bir küresel güç bulunmayan bu bağımsız yatırımcıların sırtında acımasızca patlar.

Anadolu İnsanının Algısını Çözdüler!
Yazımızın bitirme cümlelerine gelirken, bu anlattığımız karanlık tabloda, bu tarz olumsuzluklardan en çok etkilenen, en ağır bedeli ödeyenlerin başında Türkiye kökenli firmaların ve Türk yatırımcıların geldiğini özellikle belirtmek zorundayız.
Neden mi? Çünkü Afrika’daki o Avrupa ve Amerika’da eğitim görmüş, son derece kurnaz ve sistemin açığını bilen elit bürokratlar, Anadolu insanının algısını, iş yapma şeklini ve psikolojisini çok iyi çözmüş durumdadır.
Batılı bir yatırımcı bir ülkeye girerken ordular dolusu avukatla, uluslararası tahkim (uluslararası mahkeme) maddeleriyle, sigorta fonlarıyla gelir.
Her adımı sözleşmelere bağlar, kimseye güvenmez. Türk yatırımcısı ise pratik zekalıdır, hızlı iş yapmak ister ve maalesef en büyük zaafı olan “söze ve samimiyete” güvenir.
Anadolu insanı, birlikte içilen bir bardak çayın, yenen bir yemeğin, gösterilen güler yüzün ve edilen bir “kardeşlik” yeminini sözleşmelerden üstün tutar. Özellikle bazı bölgelerde “din kardeşliği” veya “ortak tarihi bağlar” söylemleriyle Türk yatırımcısının duyguları okşanır.
Afrika’daki bürokratik çeteler, Türk yatırımcısının bu “Bize bir şey olmaz, devletin bakanı söz verdi, adamlar bizi çok seviyor” şeklindeki duygusal ve geleneksel yaklaşımını çok iyi bilirler.
Sözleşmelerin arasına uluslararası mahkeme haklarını koymayan, avukatlara binlerce dolar vermek yerine yerel ilişkilerine ve ikili dostluklarına güvenen Türk girişimcisi, işler tersine döndüğünde kendini kapana kısılmış bulur. O güler yüzlü bakan telefonlara çıkmaz, “kardeş” denilen yerel ortak bir anda düşman kesilir.
Yabancılar, Anadolu insanının iyi niyetini, tez canlılığını ve hukuki zırhlardan ziyade insani ilişkilere yatırım yapma algısını bir zayıflık olarak görmekte ve bunu sonuna kadar sömürmektedir.
Sonuç olarak, Afrika kıtası büyük fırsatlar sunuyor gibi görünse de, şeffaflık, uluslararası bağımsız denetim ve sarsılmaz bir hukuk emniyeti sağlanmadığı sürece; resmi binaların ihtişamlı salonlarında atılan o imzalar, yatırımcılar için bir kalkınma hamlesi değil, sonu gözyaşıyla biten modern ve mevzuata uydurulmuş bir finansal tuzak olmaya devam edecektir.

Vedat ÖZKAN
Yazar, Araştırmacı ve Öngörü Uzmanı
Yazar Vedat ÖZKAN‘ın Önceki Yazıları
Tarımda Sermaye Büyürken Derinleşen Çaresizlik Okumak İçin
Afrika’da ‘’Vatana İhanet’’ Modası Okumak İçin
Güney Afrika’nın Yeni Damarları: Altyapı, Enerji ve Ticaret Koridorları Okumak İçin
Sahra Altı Afrika’nın Yoksulluğu & Yatırım Stratejisi Okumak İçin
Sahra Altı Afrika’nın Anlatılmayan Havacılık Sektörü Okumak İçin
Sahra Altı Afrika Yeniden Paylaşılıyor Okumak İçin
Çin’in Afrika’daki Varlığı ve Nijer Örneği Okumak İçin
Afrika Yatırım Stratejisi Okumak İçin
Afrı̇ka’da İş Bağlamak İçı̇n Kullanılan Klası̇k Yöntemler Tarı̇he Karışıyor!… Okumak İçin
Nijerya Yatırımları ve Türkiye Denklemi Okumak İçin
Afrika’daki Masun Yağışların Bilinmeyenleri! Okumak İçin
Vietnam ve Filipinler’den İnşaat İşçisi mi Geliyor? Okumak İçin
Masonluk: İstanbul’daki Afrikalı Kardeşler Okumak İçin
Brezilya’nın Afrika’daki Varlığı Okumak İçin
Angola’nın Çin Ziyareti ve Türkiye Angola’yı Neden Önemsemeli? Okumak İçin

İlginizi Çekebilir
Romanya Cluj Bölge Acil Durum Hastanesi Projesi
BAE Şarjah Masaar 2 Projesi
Tarımda Sermaye Büyürken Derinleşen Çaresizlik