COP Nedir?
COP (Conference of the Parties), yani Taraflar Konferansı, Birleşmiş Milletler’in 1992 yılında kabul ettiği İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi uyarınca her yıl düzenlenen küresel bir iklim zirvesi. Bu toplantıların amacı, dünyanın neredeyse tüm ülkelerini bir araya getirerek iklim krizine karşı ortak çözümler geliştirmek.
İlk COP, 1995 yılında Almanya’nın Berlin kentinde yapıldı. O günden bu yana her yıl farklı bir ülkede toplanan COP zirveleri, devletlerin sera gazı emisyonlarını azaltma, iklim finansmanını artırma ve iklim adaletini sağlama konularında müzakere yürüttüğü en önemli uluslararası platform oldu.
1997’de Kyoto Protokolü ve 2015’te Paris Anlaşması gibi dönüm noktası sayılan kararlar da bu süreçlerin sonucunda ortaya çıktı. COP toplantıları bugün hâlâ, ülkelerin iklim hedeflerini güncellediği, bilimsel veriler ışığında yeni taahhütlerde bulunduğu ve gezegenin geleceğini şekillendiren en büyük diplomatik buluşma olma özelliğini koruyor.

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, BM Genel Kurulu’nda 100’ün üzerinde ülkenin temsilcilerine Türkiye’nin COP31 ev sahipliği ve Başkanlığı sürecine ilişkin bilgilendirme yaptı.
İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar’ın eşlik ettiği ABD ziyaretinde BM Genel Kurulu’na seslenen Bakan Kurum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘daha adil bir dünya’ söylemine dikkat çekerek, “Şu anda liderler seviyesinde konuyu ele alan Antalya Deklarasyonu’nun hazırlığı içerisindeyiz. Bu noktada, ülkelerin görüşlerini de alarak COP31’de nihai hale getirmek istiyoruz. 11-12 Kasım tarihlerinde yapılacak liderler zirvesiyle COP31’i geleceğe taşıma konusunda yüksek bir irade gösteriyoruz.” dedi.
Konuşmasının başında Ortadoğu’da yaşanan gerginlikler, Hürmüz Boğazı’ndaki enerji krizi ve devam eden Ukrayna-Rusya çatışmasına dikkat çeken Bakan Kurum, “Tüm bunların yanında küresel çapta etkisi süren kuraklık, su stresi ve aşırı hava olayları artıyor; iklim krizinin olumsuz etkileri siyasi, ekonomik, kültürel bir dönüşümü tetikliyor. Türkiye, çizilen bu zorlu tabloya karşı, barış ve huzuru hâkim kılmak için, son derece yapıcı bir diplomasi ve çözüm odaklı bir duruş sergiliyor. İnsanlık şayet, sürdürülebilir bir geleceğe ulaşacaksa, bunun yegâne yolu vardır. O da tüm ülkelerin eşit haklara sahip olduğu bir dünya düzenine erişmektir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi, kimseyi geride bırakmayan bir anlayış değişimidir, daha adil bir dünyayı kurmaktır” dedi.

Kuraklığın Küresel Maliyeti 300 Milyar Doların Üzerinde
Bakan Kurum, iklim krizinin sadece çevresel bir mesele olmadığının altını çizerek, insanlığın geleceği için de önemli bir başlık olduğunu kaydetti. Kuraklığın küresel maliyetinin yıllık 300 milyar doların üzerinde olduğunu vurgulayan Bakan Kurum, dünya nüfusunun yarısının, yılın en az 1 ayında su kıtlığı yaşadığını, 2035 yılına kadar elektrik ihtiyacının yüzde 40 ile 50 arasında artmasının beklendiğini söyledi. Bakan Kurum, ayrıca küresel iklim finansmanı ihtiyacının yıllık 7,5 ila 9 trilyon dolar seviyesinde olduğunu, bugünkü finansmanın ise yalnızca 1,9 trilyon dolar düzeyine ulaşabildiğini belirtti.
“Finansman ve teknoloji transferini COP31’in tam kalbine koyacağız”
İklim krizinin etkilerinin geri döndürülemez şekilde derinleşmeden harekete geçilmesi gerektiğine vurgu yapan Bakan Kurum, Türkiye’nin COP31 vizyonunu anlattı: COP31’i yalnızca yeni taahhütlerin dile getirildiği bir platform olarak görmüyoruz. Biz COP31’i; küresel bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor, sürece, güçlü bir tecrübe ve net bir vizyonla hazırlanıyoruz. Krizlerde üstlendiğimiz yapıcı rol, insani meselelerdeki etkinliğimiz ve çözüm odaklı diplomasi anlayışımızla hem masada hem sahadayız. Eğri oturup doğru konuşalım. Artık dünya şunu bekliyor ve söylüyor, “Daha fazla söz söylemeyin, daha fazla sonuç üretin.” Halklarımızın bu beklentisine cevap vermek zorundayız. Çok taraflı sistemde, güveni yeniden tesis etmeliyiz. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında samimi iş birliğini güçlendirmeliyiz. Uyum politikalarının dengeli bir şekilde ilerletilmesine imkân tanımalıyız. COP31 Başkanlığı olarak, bu konuda somut adımlar için çalışacak; finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme gibi başlıkları, COP31’in tam kalbine koyacağız. Çünkü finansman yoksa dönüşüm olmaz, teknoloji yoksa hızlanma olmaz, kapasite yoksa sürdürülebilirlik olmaz.
“Emisyonları azaltacak, döngüsel ekonomiyi güçlendireceğiz”
COP31 gündeminin atılacak somut ve ölçülebilir adımlar olacağını ifade eden Bakan Kurum bu başlıkları şöyle sıraladı: Atık yönetimi alanında emisyonları azaltacak, döngüsel ekonomiyi güçlendireceğiz. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde başlayıp bugün küresel bir çevre seferberliğine dönüşen Sıfır Atık Hareketi’ni ve kazanımlarımızı tüm dünyayla paylaşacağız. Temiz enerjiye erişimi olmayan 730 milyon insan için çözüm üretmeye katkı sağlayacağız. Sanayi sektörünü Net Sıfır Hedefleriyle uyumlu hale getireceğiz. Su, tarım ve gıda güvenliği alanlarında uyum politikalarını güçlendireceğiz. Biyolojik çeşitliliği koruyan ve karbon yutak alanlarını artıran adımlar atacağız. Gençlerimizi, iklim kriziyle mücadelenin tam merkezine koyacağız. Tam bu noktada şunu özellikle ifade etmek isterim: Taahhüt niyet beyanı; uygulama ise güvendir. COP31 Başkanlığı, bu güveni inşa etmeye kararlıdır, taliptir. Türkiye, bu süreci sonuç üreten bir zemine taşımakta kararlıdır.
“Dünyanın tüm çocukları için harekete geçiyoruz”
Bakan Kurum, konuşmasının sonunda iklim kriziyle mücadele kapsamında dünyaya iş birliği çağrısında bulundu: Bu çağrı, küresel bir öze dönüş çağrısıdır. Tüm insanlık olarak, doğuştan gelen fıtratımıza, bizi biz yapan özümüze geri dönmeliyiz. Bir insanlık sorunu haline gelen iklim krizine karşı niyetlerimizi, yüreklerimizi ve ellerimizi birleştirmeliyiz. Şunu tek bir an bile unutmayalım ki bir tercih yapacağız. Ya doğayı korunacak bir emanet bilen özümüze döneceğiz ya da yok ettiğimiz dünya ile beraber biz de yok olacağız. Ya mevcut gidişatı izlemeye devam edeceğiz, ya da ortak iradeyle gidişata yön vereceğiz. COP31 Başkanlığı olarak, biz tercihimizi yaptık: Sizin de desteğinizle, tüm insanlık için, dünyanın tüm çocukları için harekete geçiyoruz. COP31’deki güçlü liderliğimizle; küresel iklim diplomasisinde yeniden güveni, iş birliğini, kardeşliği ve aksiyonu hâkim kılacağız. Sizleri de bu ortak iradenin parçası olmaya, çözüme katkı sunmaya ve birlikte sonuç üretmeye davet ediyorum.

BM İklim Özel Danışmanı Hart: Türkiye Çok Muazzam Bir Liderlik Sergiliyor
Toplantıda konuşan BM Genel Sekreteri İklim Eylemi Özel Danışmanı Selwin Hart, Türkiye’nin COP31 Başkanlık sürecinden övgüyle bahsederek, “Türkiye çok muazzam bir liderlik sergiliyor. Küresel iklim krizine gösterdikleri liderlik inanılmaz. Avustralya ile iş birlikleri, uyumları takdire şayan. Geçmiş dönemlerle bir arada çalışıyorlar” dedi. Brezilya ve Fransa başta olmak üzere programda söz alan ülke temsilcileri Türkiye’ye desteklerini iletip, takvime uygun ilerleyen süreç için teşekkürlerini sundu.
Türkiye ile Avustralya Arasındaki Çekişme Krize Yol Açmıştı
COP31 ev sahipliği için 2022’de başvuran Türkiye ile Avustralya arasında yaşanan çekişme, seçim sürecini tıkayacak noktaya gelmiş, son anda taraflar arasında uzlaşmaya varılmıştı.
Varılan uzlaşmayla 2026’daki COP31’e Türkiye’nin başkanlık etmesi ve zirvenin Türkiye’de düzenlenmesi, buna karşılık Avustralya’nın da zirve öncesi hükümetler arası müzakerelere ev sahipliği yapması kararlaştırılmıştı.
Türkiye, Kasım 2026’de gerçekleştirilmesi planlanan COP31’i Antalya’da düzenleyecek.
Türkiye’nin COP31 Gündemindeki Öncelikleri Neler Olacak?
Bakan Kurum, Türkiye’nin COP31 Eylem Gündeminin enerji sektörüyle ilgili öne çıkan 5 başlığı açıkladı: Birinci önceliğimiz, temiz enerji dönüşümü. Bugün dünya genelinde yaklaşık 730 milyon insan elektriğe ulaşamıyor. Bu acı tabloya göre, enerji dönüşümü, bir sağlık ve adalet meselesidir. Bu gidişatı değiştirmek için Uluslararası Enerji Ajansı ile yenilenebilir enerji, gıda, soğutma ve ısıtma, dijitalleşme alanlarında güçlü iş birliği geliştireceğiz.
İkinci önceliğimiz, Sıfır Atık ve metan azaltımı. Küresel ölçekte her yıl 70 milyon ton metan emisyonu atık sektöründen kaynaklanmaktadır. Şayet metan emisyonlarını azaltabilirsek, sıcaklık artışını yavaşlatmamız mümkün olabilir. Bu hedefe olan inancımızı arttırmak için, Sıfır Atık yaklaşımını, COP31 gündeminin temel sütunlarından biri haline getireceğiz. Katı atık depolama alanlarından kaynaklanan emisyonların azaltılmasına, gıda israfının önlenmesine ve döngüsel ekonominin güçlenmesine yardımcı olacağız.
Üçüncü önceliğimiz iklime dirençli şehirler. 11 ilimizde inşa ettiğimiz 500 bini aşkın konutta iklim dirençli, sıfır atık uyumlu yapılar inşa etmeyi başarmış bir ülkeyiz. Bu tecrübe ışığında COP31 sürecinde binalarda enerji verimliliği, sıfır enerjili binalar, kentsel enerji çözümleri, dirençli altyapı ve iklime dayanıklı yerleşim modelleri üzeri önemli yine bu konular COP31’de yer tutacak.
Dördüncü önceliğimiz iklim eylemi uygulama mekanizması. Bugün maalesef küresel hedeflerle planlar arasında derin bir uygulama boşluğu var. Biz bunu kapatmak zorundayız.
Beşinci ve son önceliğimiz enerji alanında yeşil sanayileşme. Tabii sanayi sektörü büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı. Ağır sanayi sektörleri, küresel emisyonların da yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu durumda sanayinin uzun vadeli net sıfır hedefleriyle uyumlu hale gelmesi de artık bir zorunluluk. Bunun için de daha derin yapısal dönüşümler gerekli.
İklim Ağı 15 Kuruluştan Oluşuyor
Türkiye’nin iklim alanında çalışan uzman 15 sivil toplum kuruluşu, İklim Ağı çatısı altında bir araya geldi. İstanbul’da düzenlenen tanıtım toplantısıyla kamuoyuna duyurulan İklim Ağı, iklim kriziyle mücadelede bilime dayalı gerçekçi hedeflerin ve ulusal politikaların geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.
İklim krizi; doğa, canlılar ve toplumlar üzerindeki etkisini her geçen gün artırırken, harekete geçmek için zaman daralıyor. Bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları, yıkıcı etkilerden kaçınmak için küresel ortalama sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme göre 1.5oC’de sınırlandırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Bunun sağlanabilmesi için de küresel ölçekte sera gazı salımının 2050 yılına kadar net sıfır seviyesine indirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesini güçlendirecek politikaların geliştirilmesi amacıyla kurulan İklim Ağı, bu alanda çalışan Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe), Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, ClientEarth, Doğa Derneği, Greenpeace Türkiye, Hukuk Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO), İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği (İDPAD), İklim için 350 Derneği (350 Türkiye), Mekanda Adalet Derneği (MAD), Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA), Temiz Hava Hakkı Derneği (THHD), Türetim Ekonomisi Derneği, TEMA, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA Vakfı), WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ve Yeşil Düşünce Derneği (YDD) kuruluşlarının katılımıyla kuruldu.
COP31 Yolunda Sanayide Yeşil Dönüşüm İçin Stratejik İş Birliği Protokolü İmzalandı
Sıfır Atık Vakfı ile T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasında, sanayi sektöründe kaynak verimliliğinin artırılması, atık oluşumunun önlenmesi ve döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaştırılması amacıyla kapsamlı bir iş birliği protokolü hayata geçirildi.
Sıfır Atık Hareketi Kurucusu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan Hanımefendi’nin vizyonu ve himayelerinde faaliyetlerini sürdüren Sıfır Atık Vakfı, kamu, özel sektör ve sivil toplum arasında güçlü iş birlikleri geliştirerek sürdürülebilirlik alanında bütüncül bir dönüşüm yaklaşımını desteklemeye devam ediyor. Bu çerçevede, 4 Mart 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen imza töreniyle taraflar arasında stratejik bir ortaklık tesis edildi.
İmza töreni, Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla Bakanlık binasında gerçekleştirildi.
Törende konuşan Ağırbaş, Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin liderliğinde başlatılan Sıfır Atık Hareketi’nin kısa sürede küresel ölçekte güçlü bir karşılık bulduğunu vurgulayarak, söz konusu iş birliğinin ulusal ve uluslararası platformlarda etkili sonuçlar doğuracağını ifade etti.

Bakanlık ile Eş Güdümlü Çalışmalar Yürütülecek
Ağırbaş, Bakanlık ile eş güdümlü çalışmalar yürütüleceğini belirterek “Sıfır Atık Vakfı, Birleşmiş Milletler’in ana partneri olarak dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı bölgelerinde aralıksız olarak çalışmaya devam ediyor. Biz bugün imza altına aldığımız bu iş birliği protokolüyle beraber Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla başta Sıfır Atık Forumu, İstanbul Sıfır Atık Haftası, COP31 gibi alanlarda güçlü bir işbirliği başlatacağız” dedi.
Sanayide yeşil dönüşümün önemine dikkat çeken Ağırbaş, Türkiye’nin sanayi altyapısının sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda güçlendirilmesinin öncelikli hedefler arasında yer aldığını ifade etti.
Uluslararası ölçekte gerçekleştirilecek temaslar ve çok taraflı toplantılar aracılığıyla, farklı coğrafyalardan paydaşların sürece dahil edilmesinin planlandığını belirten Ağırbaş, bu girişimlerin küresel iklim politikalarına katkı sağlayacağına işaret etti.
Sıfır Atık Vakfı Öncü Bir Rol Üstleniyor
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ise yaptığı değerlendirmede, sanayinin yeşil dönüşüm sürecinin hızlandırılmasının Bakanlık politikalarının temel öncelikleri arasında yer aldığını vurguladı. Karbon emisyonlarının azaltılması ve döngüsel ekonomi uygulamalarının güçlendirilmesi yönünde kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü belirten Kacır, Sıfır Atık Vakfı’nın hem ulusal hem de uluslararası düzeyde öncü bir rol üstlendiğini ifade etti.
Kacır ayrıca, TÜBİTAK, KOSGEB ve Türk Standartları Enstitüsü başta olmak üzere ilgili kurumların katkılarıyla yürütülecek çalışmaların, sanayinin sürdürülebilirlik ekseninde dönüşümüne önemli katkılar sağlayacağını dile getirdi. Türkiye’nin yeşil kalkınma vizyonu doğrultusunda geliştirilen projelerin küresel ölçekte görünürlüğünün artırılmasının hedeflendiğini de sözlerine ekledi.
Geniş Kapsamlı Protokolle İş Birliği Mekanizmaları Güçlendirilecek
Protokol kapsamında; döngüsel ekonomi temelli üretim modellerinin geliştirilmesi, sürdürülebilir sanayi uygulamalarının yaygınlaştırılması ve çevre dostu teknolojilerin desteklenmesi yönünde ortak çalışma alanları oluşturulacak. Eğitim programları, çalıştaylar ve tematik etkinlikler aracılığıyla bilgi paylaşımı artırılacak; sanayi, akademi ve sivil toplum arasında çok paydaşlı iş birliği mekanizmaları güçlendirilecek.
Ayrıca ulusal ve uluslararası düzeyde bilgi ve deneyim paylaşımını teşvik eden platformların oluşturulması planlanırken, iyi uygulama örneklerinin yaygınlaştırılması ve kapasite geliştirme faaliyetleri de iş birliğinin önemli bileşenleri arasında yer alacak. Sıfır Atık Vakfı, teknik uzmanlığı ve organizasyonel kapasitesiyle bu süreçte aktif rol üstlenecek.
Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine Bütüncül Bir Katkı
Hayata geçirilen bu iş birliği, Türkiye’nin sanayide yeşil dönüşüm hedeflerine katkı sunarken, üretim süreçlerinde çevresel sorumluluğun kurumsal düzeyde güçlenmesine de ivme kazandıracak. Döngüsel ekonomi yaklaşımının yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik rekabet gücü açısından da stratejik bir unsur olduğu anlayışıyla geliştirilen ortaklık, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine bütüncül bir katkı sunmayı amaçlıyor.
Sıfır Atık Vakfı, kuruluşundan bu yana atık oluşumunun kaynağında önlenmesini esas alan yaklaşımıyla çalışmalarını sürdürmekte; sıfır atık kültürünün bireysel alışkanlıklardan kurumsal politikalara uzanan geniş bir çerçevede kalıcı bir davranış modeline dönüşmesini hedeflemektedir. Bu doğrultuda geliştirilen iş birlikleri, sürdürülebilirlik alanında Türkiye’nin öncü rolünü daha da pekiştirmektedir.
Vakfın, Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin liderliğinde şekillenen vizyonu doğrultusunda yürüttüğü çalışmalar; sıfır atık anlayışını çevresel bir sorumluluğun ötesinde, nesiller arası bir emanet ve medeniyet bilinci olarak ele almakta; kamu, özel sektör ve tüm paydaşlarla birlikte Türkiye’nin yeşil kalkınma sürecine kararlılıkla katkı sunmayı sürdürmektedir.
Sıfır Atık’ta Geri Kazanım Oranı %37,53’e Ulaştı
Türkiye’de 2017 yılında başlatılan Sıfır Atık Projesi kapsamında yürütülen çalışmalar, geri kazanım oranlarında istikrarlı artışı beraberinde getirdi. Bakanlık öncülüğünde yürütülen proje ile geri kazanım oranı 2025 yılı itibarıyla %37,53’e yükseldi.
Proje kapsamında bugüne kadar 217 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi kurulumu tamamlandı. Türkiye genelindeki 81 il için Sıfır Atık Yönetim Sistemi Planları ile yıllık eğitim ve farkındalık planları hazırlanırken, sıfır atık bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla 28 milyon kişiye eğitim verildi.

Geri kazanım oranı, 2017 yılında %13 seviyesindeyken kademeli artış göstererek 2023’te %34,92’ye, 2024’te %36,08’e ve 2025’te %37,53’e ulaştı. Bu oranın 2035 yılında %60’a, 2053 yılında ise %70’e çıkarılması hedefleniyor.
Projenin başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar geçen süreçte toplam 90 milyon ton geri kazanılabilir atık ekonomiye kazandırıldı. Bu kapsamda 36,1 milyon ton kağıt-karton, 10,2 milyon ton plastik, 3,5 milyon ton cam, 9,6 milyon ton metal ve 30,6 milyon ton organik ve diğer atıklar lisanslı tesislerde işlenerek yeniden değerlendirildi.
Elde edilen kazanımlar yalnızca çevresel değil ekonomik açıdan da dikkat çekici oldu. Geri dönüşüm faaliyetleriyle ülke ekonomisine toplam 365 milyar TL katkı sağlanırken, 270 milyar kWh enerji tasarrufu elde edildi. Bu miktar 54 milyon hanenin yıllık elektrik tüketimine eşdeğer olarak hesaplandı.
Ayrıca 2 trilyon litre su tasarrufu ile İstanbul’un iki yıllık su tüketimine denk bir kazanım sağlandı. 60 milyar litre petrol tasarrufu ile Türkiye’deki tüm araçların yıllık yakıt tüketimini aşan bir miktara ulaşıldı. Atık depolama alanında ise yaklaşık 390 milyon metreküp, yani 55 bin futbol sahası büyüklüğünde alan tasarrufu elde edildi.
Çevresel etkiler açısından da önemli sonuçlar elde edildi. Türkiye ormanlarının yaklaşık %7’sine karşılık gelen 613 milyon ağacın kesilmesi önlenirken, 180 milyon ton sera gazı salımının önüne geçildi. Bu miktar yaklaşık 36 milyon aracın yıllık karbon salımına eşdeğer olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan Sıfır Atık Mavi Girişimi kapsamında denizlerden 325 bin tondan fazla atık toplanarak deniz ekosisteminin korunmasına katkı sağlandı.
“Dünya Ortak Evimiz” sloganıyla yürütülen proje, uluslararası alanda da önemli başarılar elde etti. Sıfır Atık Projesi; FAO, UNDP, UN-Habitat, Akdeniz Parlamenterler Meclisi, Dünya Bankası ve Green Organization gibi kuruluşlar tarafından toplam yedi uluslararası ödüle layık görüldü.
Önümüzdeki dönemde kaynağında atıkların zamanında toplanmasına yönelik yeni uygulamaları 2026 yılında hayata geçirmeyi planlanıyor. Ayrıca belirlenen aylık temalar doğrultusunda yürütülecek farkındalık kampanyalarıyla toplum genelinde davranış değişikliğinin desteklenmesi hedefleniyor.

İlginizi Çekebilir
Enerjide 2026 Vizyonu
2026 Demiryolu Yılı
Kocaeli’de 24 Milyar’lık Büyük Dönüşüm